Postiga Yayınları
 
Postiga Yayınları
 
 
Yaşantı
Tarih
Şiir
Sağlık
Ropörtaj
Roman
Psikoloji
Polisiye Öykü
Öykü
Kişisel Gelişim
İnceleme
Hikaye
Güzellik
Deneme/Yazın
Çizgi Roman
Astroloji
Araştırma

Dön Muazzez
Dön Muazzez

Ayşenur Yazıcı



Tutkunun Sırrı
Tutkunun Sırrı

Öykü Odabaş Kanneci



Hilekar
Hilekar

R. Gaye Önel



30 Yaşındaysanız Hayat Gerçekten Çok Zor
30 Yaşındaysanız Hayat Gerçekten Çok Zor

Burçin Çelik



Benzemez Kimse Sana
Benzemez Kimse Sana

Seda Özay



Bir Deniz Kızı Hikayesi
Bir Deniz Kızı Hikayesi

Corleonis Canan A. Düzgan



Buselik
Buselik

Başak Kızıltan



Gençlik Hatırası
Gençlik Hatırası

Ece Altınkaya



Uykusuz
Uykusuz

Ayça Güçlüten



Aksiseda
Aksiseda

Başak Kızıltan



Bu mucize kitap oldu
Sınanmamış Kadın - Hürriyet
Kutlay Bebek - Arım Balım Peteğim 'deydi
İda'nın Merhameti (Radikal)
Sınanmamış Kadın - Milliyet - Melih Aşık -11 Temmuz 2010
Sınanmamış Kadın - Cnn Türk
Sınanmamış Kadın - Posta
Sinanmamış Kadın - Milliyet Gazetesi - 10 Temmuz 2010
İda'nın Merhameti - Taraf Gazetesi
Sınanmamış Kadın - Cadde Milliyet
  Haberlerin tümü >>
 
İda'nın Merhameti (Radikal)

Bir ilk roman olmasına karşın sıkı çalışılmış ve incelikle kurulmuş olan 'İda'nın Merhameti', aşkın, hırsların ve insanın tekinsiz doğasına açılıyor

MEHMET KAMİL (Arşivi) 

Tarihçiler...” der Dilthey, “şairlere benzerler. Onlarınkine benzer bir dünyanın imgelemleriyle beslenirler. Tarih yazımcısı, toplumsal konular üzerinde yazan bir yazar, siyaset düşünürü, ancak sanatsal erk ve araçlar sayesinde insanı canlandırabilirler. Bu yüzden tarih yazımcılığında en yüksek noktaya ulaşmak, daima ve özellikle, böyle bir edebi canlandırma faaliyetini, bir şiirsel faaliyeti gerekli kılar. Büyük tarih yazımcılarının işe şairce denemelerle başlamaları hiç de az görülür değildir ve büyük şairler, sık sık tarih yazımcılığına soyunurlar.”

Kuşkusuz Dilthey’in incelikle gördüğü şey, hikâye kurgulamanın ya da tarihi olduğu gibi anlatmanın temelde aynı kaynağa yaslandığı gerçeğidir. Kurmaca ve tarihin bu birlikteliği Homeros, Schiller ve aslında yazdığı hemen her şeyi tarihi okumalara dayanan Shakespeare için de geçerlidir. Yazınsal metinlerin içinden geçen tarih, metne bir anlamda ruhunu verirken, hayaletini de o dünyanın bir parçası yapmakta gecikmez. Doğan Erdem’in romanı 'İda’nın Merhameti' bu ilişkiyi doğrudan gözlemleyebileceğimiz bir düzlemde gelişir. Tarihin izini bıraktığı her yerde ve yaşamdaki küçük ayrıntılarda kendini yeniden doğurduğunu ve hatta yazgımızı değiştirecek kadar içimize işlendiğini görürüz. Tarihsel gizemlerle kurulan bu saplantılı ilişki bizi kendi doğamızdan uzaklaştırır. Romanın temel sorunsalı da 'şimdi' ile 'geçmiş' arasında kurulan köprülerin yerle bir olması ve bu koca yarıklardan felsefi anlamda insanın da düşme olasılığının bulunmasıdır. Bunun nedenini roman kahramanlarının tasarlanışında aramak gerekir. Gerçek hayatta omzumuza dokunacak kadar bize yaklaşan bu kişiler, kapımızı çalan, sokağımızdan geçen ve hatta dedikodusunu yaptığımız insanlardan seçilmiştir. 'İda’nın Merhameti' roman kahramanlarıyla biz okurların dünyası arasına tarihi söylenceleri alarak, çağımızın trajedisinin kusursuz bir örneğini oluşturur.

Yavuz’un küpesi

Hikâye paralel bir kurguyla tasarlanmıştır. Bir yanda büyük bir gazetenin genel yayın yönetmeni olan Behzat’ın, Yavuz Sultan Selim’in küpesinin peşine düşmesi, diğer yanda ise Sultan Selim’in Tebriz Seferi. İki başat karakter de ele geçirmenin ve doyumsuzluğun pençesinde birer trajik kahramana dönüşmüş olarak karşımıza çıkarlar. Bu yapı bize Antik Yunan tragedyalarının doğasını anımsatır. Kral Oedipus’un ya da Antigone’nin talihsizlikleri aslında tanrıların değil, kendi iradelerinin sonucudur. Burada tanrıların yasalarına karşı koyan ve bu yüzden lanetlenen bir kahraman yerine, tarihin yasalarına karşı koymaya çalışan Behzat figürüyle karşılaşırız. Behzat’ın da Yavuz Sultan Selim’in küpesinin peşinde İstanbul’dan başlayan yolculuğu ne şans ki, yine Kaz Dağları’nda efsanelerin ve mitlerin birlikte var olduğu bir mekânda sonlanacaktır. Bu mekânsal özellikler nedeniyle hesaba katılması gereken ve roman sanatına ait bir başka özellik ortaya çıkar: Tarihsel gerçeklerin gerçekliği ve kurmaca yer değiştirebilir mi? Postmodern romanların söylemini sürdüren ancak sürekli kaygan zeminlerde dolanan bu anlatı, kuşkusuz okurun zihnini bir hayli meşgul edecek gibi görünüyor. Çünkü Kaz Dağları’nda, Mısıratlı köyünde mezarların, dilek ağaçlarının ve camilerin gölgesinde kurgulanan hikâye, okurunu baştan çıkaran bir gizem perdesine de açılıyor. Gerçekten okur, tanıdığı, bildiği bu mekânlardan geçmişse, buralara geri dönme ve romanı kendi tarihiyle birlikte yeniden keşfetme ihtiyacı duyabilir.

Romanın tarihi bölümleri için yapılabilecek saptama; Yavuz Selim’in, mekânların ve atmosferin çizilmesindeki ustalıktır. Yazarın, devşirilen küçücük çocuklardan yaratılan sadık askerlerden, padişahın iç dünyasının çelişkilerinden ve Hasan Can’ın soluğunu üflediği varaklara kadar düşlediği her şey, yeni bir dünyanın kapılarını aralar. Bu düşsel dünyanın karşısında ise Kaz Dağları’nda Merhamet amcanın konağında bir araya gelmiş konukların birbirleriyle kesişen hikâyeleri açığa çıkar. Bu iki dünya karşıt özellikleriyle varolurlar. Düşsel dünyanın zenginliği ve aydınlığına karşın, gerçek yaşam bulanık ve karanlıktır. Konakta bir araya gelmiş altı insan ise, kendi özkimlikleriyle ve geçmişleriyle hesaplaşacaklardır.

Doğan Erdem edebiyatımızda az bulunur bir ustalıkla bütün bu unsurları bir araya getirirken, tarihin ağırlığından ve kurmacanın uçuşkan doğasından yararlanıyor. Bir ilk roman olmasına karşın sıkı çalışılmış ve incelikle kurulmuş olan 'İda’nın Merhameti', aşkın, hırsların ve insanın tekinsiz doğasına açılıyor.
 

Bookmark and Share
 
 
 
www.postigayayinlari.com 2015 ®